kandiratarihi

kandiratarihi2

KANDIRA’NIN COĞRAFİ DURUMU
Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Karasu güneydoğusunda Adapazarı güneyinde İzmit, batısında Şile kazaları vardır.
İstanbul mebde tulüne nazaran derece tulü doğuda ve derece arzı kuzeyindedir.
Yüzölçümü:2290 kilometrekaredir. Karasu’ya verilen arazi bu rakamdan düşülmelidir.
Eşkâl ve arazi zemini
Kuzey Anadolu’nun sıra dağlarının alçalarak Karadeniz boğazına çıktığı kısma tesadüf eden Kandıra kazasının arazisi çok dalgalı ve bir sürü küçük tepelerle örtülüdür. Bu tepelerin önemli kısmı meşe ve gürgen ormanlarıyla meşhurdur. En güzel ve cidden emsalsiz manzara arz eden tepeleri vardır. Özellikle Kandıra mezirgâhı olan Baba tepesi kayda değer bir yerdir.
Akarsular:
Kazada önemli addedilecek akarsu yoktur. Küçük çay ve ırmakları, kuzey satıh mailine akar ve Karadeniz’e dökülürler. Erman, Karabaş, Kumcağız, Gürken Pınarı,  Hataplı deresi,  Ağva,  Eğercili, Dereyol, Çelebioğlu dereleri gibi ufak derelerin tulleri 32 kilometreyi tecavüz etmediği vasati olarak saatte denize döktükleri su miktarı da 215 tonu geçmez.
İklim
Tamamıyla Karadeniz iklimidir. Kandıra arazisi üzerinden daimi kuzey rüzgârları eksik olamaz, kuzey sahillerinde dağlar ve tepeler alçak olması nedeniyle kışın şiddetli rüzgârlar ve yazın sisli esen ratıp rüzgârlarla kandıra iklimi çok şiddetli olmaktadır. İklime sert denilebilir. Yaz kısa ve kışı soğuk ve yağmurludur.
Bitki örtüsü
Kaza dâhilindeki çeşitli bitkiler bölge ve iklim tarzlarına göre değişir. Soğuk veya iklimi kuzey rüzgârları veya yoğun sisler ekseriya bitkilerin faaliyet nemalarını zayıflatırlar. Özellikle ağaçların çiçek açma zamanına tesadüf eden şubat ve mart aylarındaki kırağılar ve şiddetli kuzey rüzgârları muhitin meyvesiz kalmasına neden olurlar.
Hayvan hayatı
Geniş araziye ve ormanlara sahip olan Kandıra da her zaman için hayvanlar gıdalarını bulabilirler. Bu itibarla Kandıra köylüsü çok hayvan besler. Koyun sığır ve at ıslaha muhtaç iseler de köylü gıdanın bolluğu sayesinde zikredilen hayvanattan istifade etmektedir. Kışın soğuk zamanlarda meralar, karla kaplı olması nedeniyle hayvanlar ahırlarda beslenir.

 

KANDIRA BEZİ ÜZERİNE
70 cm eninde keten bezleri yapılacak
Vilayetin başlıca mahsullerinden biride ketendir. Bu mahsullerden halkımızın azami surette faydalanmasını sağlamak için Sapanca ve civarı Bayındırlık Türk Anonim Şirketi bu işe el koymuş olduğundan şirket ilk olarak keten bezlerinin 70 cm eninde yaptırılmasına karar vermiş ve bu konuda köylülerin ellerinde mevcut olan dar tezgâhların genişletilmesi hakkında birleri almış ve işe başlamıştır.

Keten bezleri ıslah edilecek, hükümet bu işe el koydu.
Kandıra ve havalisinde yapılan keten bezlerinin enli ve pürüzsüz bir şekilde temiz olarak tezgâhlarında yapılmak için iktisat vekâleti Sanayi Genel Müdürü Reşat Bey bu işe memur edilmiş ve pazartesi şehrimize gelerek valimizle beraber yanlarında ziraat memurumuz olduğu halde Kandıra’ya girmişler ve incelemelerde bulunarak İzmir’e dönmüşlerdir. Duyduğumuza göre hükümet keten bezi sanayini ilerletmek için köylüye maddi ve manevi yardımda bulunacaktır.

Keten bezleri 70 cm olacak..
Kamçılı tezgâhlar yaptırılacak, İzmit’te bir satış yeri açılacak
Ketenciliğin geliştirilmesi için vilayetimizden iktisat vekâletine yazılmış ve iktisat vekâletinden bu işe sarf edilmek üzere bin lira ödenek verilmiştir. Valimiz Hamit Oskay’ın bu husustaki çalışmaları İktisat Vekâleti’nce takdir edilmiş olduğundan biz köylüler çok memnun olmaktayız. Çünkü şimdiye kadar birçok zahmetlere katlanıldığı halde hiçbir sonuç alınamamıştır.
Artık ümit edilebilir ki, çift arşın bezlerin 20 ila 30 kuruş gibi değersiz satışlarına son verilecektir. Bundan sonra ketenlerimizin tohumları değiştirilerek, bez tezgâhları kamçılı yaptırılacak, 40 veya 45 cm bez dokuyan tezgâhları 70 cm eninde bez dokuyan taraklı ve tefeli olacaktır. İşte bundan ötürü vilayet daimi encümeni bir yıl süreyle ensiz bezlerin dokunmasını yasaklamaya karar vermiştir. Çok yerinde olan bu kararı vermiştir. Çok yerinde olan bu kararı köylümüzün şimdiden incelemesi kendi menfaatleri icabıdır.

Ketenciğin ve bezciliğin geliştirilmesi

Türk yolu yayına başladığı günden itibaren ketenciliğin bu memlekette gelişmesi ve ilerlemesi için zaman ve fırsat buldukça bu konuya yer vermiştir. Ve bizim bu yoldaki yazılarımızda ait olan makamların dikkatini çekerek gazetemizin o nüshalarından istemişlerdir. Eskiden beri dokunan 40 ile 48 cm enindeki bezleri genişletmek ve 70 cm’ye çıkarmak için eski vali Hamit Oskay bir girişimde bulundu. Ve bunun üzerinde durdu. Halkta bu şekilde kabul etti. Yine buna karşı bir talepte bulunan olmadı ve köylüye de 70 cm eninde bez dokuması için teşvik yapıldı. İktisat Vekâleti de bu olay için bin lira para gönderdi. Bu işe meşgul olması için eski vali Hamit Oksay iş bölgesini bu işe memur etti. Bundan sonra işin çalışma faaliyeti genişledi. Yeni vali Ziya Tekeli bu işe önem vererek hız vermek istiyorsa da işin köylü sahasında ağır gideceği görülmektedir. Bundan önce bir yıl müddetle dar tezgâhların kaldırılması ve 70 cm eninde bezlerin dokunması hakkında vilayet daimi encümeni bir karar verdi. Ve bu karar köy bürosu aracılığı ile bütün köylüye bildirildi. Bu bildiriden sonra köylüler eldeki tezgâhlarını basit bir şekilde değiştirerek 70 cm dokumaya başladılar. Durum bu hali alınca köylüye 70 cm bez dokumasına teşvik edildikten sonra, kimi ipliğinde, kimi dokumasında türlü türlü bahaneler bularak söylemeye başladılar. Bu gibi sözler de köylü üzerinde aksi etki uyandırdı. Köylü gene eskisi gibi bezini dokumaya başladı. Özetle yukarıda anlattığım şu duruma karşı köylüye denilecek şudur:
70 cm eninde kumaşın metresi 80 kuruş. Bunu daha düzgün ve daha iyi yaparsan kalitesine oranla fiyatı artacaktır. Zira sırf ketenden yapılmış olan bir malın fiyatı bundan aşağı olamaz. Köylü bunu görünce kilosunu 25 ile 30 kuruşa sattığı ham keteni beze tahvil ederek kesesine fazla para girdiği zaman hem ketenciliği ve hem de bezciliği geliştirmiş olur.
Enli keten bezi dokuması nasıl geliştirilir?
Kocaeli vilayeti ürünleri arasında köylü için en önemli gelir getiren ürünlerden birisi de keten olduğunu bundan önce bu sütunlarda birçok daha yazmıştık. Burada o yazıları tekrar edecek değiliz. Yalnız keten bezlerinin enli olması konusunda yapılacak tedbirlerin ne şekilde olması gerekir? Ve bu köylünün faydasını temin eder. Çünkü yapılacak olan herhangi bir işte öncelikle o işi yapacak olan kimselerin kulaklarını doldurmak ve kabul ettirmek gereklidir. Hâlbuki şimdiye kadar bütün bu işler kendi aramızda söylenmekte yetinilmiştir. Örneğin eski vali, Hamdi Oskay Kandıra’nın bir köyünde bu işi uyandırmak istemiştir. Fakat o köyün keten bezi işinde ileri gitmemiş olduğunu bizzat gördüm. Zira bu köy halkı üretmiş olduğu keten bezi elyafını satıp çamaşırlarını çarşıdan aldıklarını söylemektedir. Son zamanlarda ham ketenin paran etmesi yüzünden köylü bez dokumasına önem vermemektedir. Bu yıl içerisinde de zaman geçmiştir. Alınmış ve alınacak enli bez tezgâhlarının bu yıl için bir faydası olmamakla beraber, enli keten bezlerine ham keten satışı üzerinden işçilik fiyatı hesap edilerek fiyat konulmalıdır. Ve bu surette enli keten bezi dokuması gelişecektir.

Yerli bez ve köylü
İstanbul’da açılmakta olan sergiye vali Lütfü Kırdar, Şile’nin yerli bezlerinden koyulacağını ve bu vesile ile Şile’de bir yerli bez kooperatifi tesisi edileceğini İstanbul gazetelerinde gördük. Valinin bu teşebbüsü dikkat çekicidir. Biz bu konuda öncelikle Şile’nin yerli bezi hakkında bilgi vermeyi faydalı görürüz. Çünkü bu yerli bez sırf Şile’ye mahsus değildir. Bu bezcilik bizim İzmit’te de var. Şile ve Şile köylerinde olduğu gibi bütün İzmit’in keten eken köylerinde bezcilik mevcuttur. İşte bu bezcilik sebebiyledir ki, köylüler keten elyafına burma yaparak satıp çeşitli numaralarda pamuk ipliği alarak hem iç hem dış çamaşırlarını yapmaktadırlar. Katta birçok pamuk ipliğini keten ipliği ile karıştırarak bez dokumaktadırlar. Satmak için dokunan bezlerin iplikleri, kasterli kıvrak ve düz iplerden yüksek numaralarından yani 12 numaradan 48 numaraya türlü iç çamaşırları hatta kız çeyizleri ve havlular yapılır.
Bundan 40 yıl önce Şile’nin Kabakoz köyünde ihtiyar bir Hacı Efendi vardı. Yukarıda arz ettiğim şekilde köyünde bez dokutturarak yılda bir defa bu bezleri İstanbul’a getirir İstanbul’da özel yerlere satardı. Diyor ki, benim müşterilerim benden başka kimseden almaz ve beni bekler. Fiyatı üzerinde durulmadığını söylerdi. Sattığı bezleri de bize gösterirdi. Bizim İzmit’imizde de böyle bezcilik yapan kadınlar vardı. Bunlar da İstanbul’a bez getirip yine özel yerlere satarlardı. Ve bu yüzden servet edinen kimseler de olmuştur.  Her nedense bezcilik yapanların şimdi azaldı. Demek ki rağbet edilmiyor. Bu nedenle diyebilirim ki İstanbul valisinin açtığı bu çığırı Kocaeli vilayeti de açmalıdır. Bu vilayet köylüsünün kalkınma etkenlerinden birisi olacaktır. Bez dokuma yönünden köylümüzün el emeği adına alacağı paranın tamamı kendisine kar kalacaktır. Ve aslında köy kadınının bez dokuması onun esaslı ziraat işine de bir zarar yapmayacağı gibi bu işinden dolayı alacağı para ile bütün ufak tefek masraflarını da görecektir.
Bu önemli işe Kocaeli vilayetinde teşebbüs edilmesi çok hayırlı bir iş olacaktır. Bu surette yapılan ketencilik köylü kalkınmasına etken olacağı düşünülerek köylüye her çeşit yerli bezi dokumasında kolaylık göstermeli ve onu teşkilatlandırmalıdır.

Bez dokuyan köylülerin dikkatine:
Keten bezleri değer fiyatla satılıyor
Vilayetimizin keten eken köylerinde her evde bez dokumak için tezgâh bulunmaktadır. Ve köylü bu tezgâhlarda iki türlü 40 ile 45 cm eninde bez dokumaktadır. Bunlardan birisi pamuk ve keten ipliğini karıştırarak ince ve kalın olarak dokumaktadırlar ki bu bezler sırf kendilerinin giymeleri içindir. Bu türlü bezlerin piyasa da alımı satımı yoktur. İkincisi halis keten ipliğinden dokunan bezlerdir. Bu da ya satılık olarak dokunur veya hususi olarak dokunur. Bu özel olarak dokunan keten bezleri en bezidir. Bu gibi bezleri kadınlar sandıklarında saklarlar. İşte bu misilli bezlere yatgın bez derler. Yatgın bezleri köylü sıkılmadıkça satmadığı için, bunun alıcıları diğer bezlerden fiyatça pek az fark ettirerek alırlar. Bundan ötürü köylü ve kadınları nasıl ve ne tarzda dokunursa mademki fiyat farkı yoktur diye satılık beze dikkat etmez. Şimdi bu konuda köylünün dikkatini çeken kumaşlar ipekli kumaşlardan daha değerli ve fiyatı da daha yüksektir. Siz biliyor musunuz? Şimdi sattığınız ensiz ve iyi bezlerin bir metresi 100 kuruşa kadar satılmaktadır. Ve hele 70 cm eninde iyi bez yapacak olursanız metresi 150 ila 200 kuruş edeceğinde hiç tereddüt etmeyiniz.

Bez tezgâhlar sorunu
Bundan önce bu satırlarda birçok defalar yazmış olduğumuz keten bezine ait yazıları tekrarlamayı gerekli görmüyoruz. İktisat Vekâleti’ne mi yoksa İktisat Vekâleti’ne mi aittir? Biz buna dair bir şey diyemeyeceğiz. Yalnız diyeceğimiz bir şey varsa, vilayetimizin keten üreten bölge köylerine verilmek üzere tezgâhlar alındı ve bu tezgâhlar halen İzmit’e getirilmiştir. Bunları böyle şehir köşelerinde bekletmek doğru değildir. Köylüye vermek icap ederse de bunun ne şekilde verilirse köylüye faydası olabilecektir. Bunu dikkate almak gerekir. Zira 1926 yılında Kocaeli Umumi Meclisi karasabanı kaldırma kararı vermişti. Çünkü o yıl bütçeye doksan liralık ödenek koyulmuştu. O zamanlar en fazla karabasan kullanan Kandıra kazası görünüyordu. Vilayet ziraat müdürlüğü pulluk sabanı satın  Umumi Meclis üyeleri bu pulluklardan şikâyet etmişlerdi. Ve demişlerdi ki:
‘’—Bizim çiftçilerimiz bu pullukları diğer mahallere satıldı. Önümüzde geçmiş böyle bir örnek varken köylüye bu alınan tezgâhlardan garantisiz verirsek kullanmasını bilmeyen köylü onu evinde bir köşeye tıkılacak ve yine bildiğinden vazgeçmeyecektir. Nitekim Beşdivan’ın Kandıra kazasından ayrılıp İzmit’e bağlandığı sırada, Beşdivan halkını kalkındırmak için o zamanın ziraat işlerini gören hükümet adamı dut ekmelerini emretmişti. Halk bu emri yerine getiremedi. Ve demişlerdi ki:
‘’—Şimdiye kadar ecdadımız böyle geçinmiş iken ekeceğimiz yeri dutluk mu yapacağız?.’’
Daha yakın bir örnek; İzmit vilayet fidanlığının ilk yılı dut ve bağ yerini hazırlamış olanlara dut fidanı ve bağ çubukları parasız olarak verilmişti. Kandıra fakirdir diye 40,000 bin dut fidanı gönderilmiştir. Bunların bir çoğunun dikilmeyi bilahare yumurta pişirildiğini işittik!.. Ve son zamanda bilfiil kendim alakadar olarak fındık fidanı yine parasız olarak köylüye verilirdi. Burada da kendi istediği olmayan köylüler yine yapamadılar. Fındık fidanını alıp hariç yerlere verdiler. İşte bu tezgâhlar da kendisine parasız verildiği için değerini bilemeyeceklerdir. Ve tezgâhı alan köylü evinin bir köşesine tıkacaktır. Bundan iki yıl önce ve bir yıl süreyle ‘’bezler 70 cm eninde olacak ve dar tezgâhlar kaldırılacak’’ diye vilayetçe karar verilmişti. Ve karar şimdiye kadar yerine getirilememiştir. Özet olarak diyorum ki, köylü tezgâhları muhtarlar aracılığıyla değil, bu tezgâhlar hangi verilecek ise o köyün en becerikli kadınına verilmeli ve muhtarın da bunu kontrol etmesi ve bu kadın da, o köyde dokuma öğretmeni veya ustabaşı olmalı ve teşvik için de kadına maddi bir şey verilmelidir. En önce bu tezgâhları gösterecek bir usta getirilmeli ve bu ustaya öğrettikten sonra bunun üzerinde ilgili daire takip etmelidir. İş yalnız bununla bitmez. Köyü kalkınmak için yaptığı işin ve dokuduğu bezin faydasını görmelidir. Bunun için köylü dokuduğu bezi derhal parasını alabilecek ve satabilecek bir müessese olmalıdır. Ve bu müessesede kendilerinin kooperatif şeklinde kurabilecekleri bir müessese olmalıdır. Ve bu müessese bezin metresini en aşağı 80 kuru fiyat koymalıdır. Ve bezin derecesine göre, 100, 120 ve 150 kuruş gibi fiyatlarla satılmalıdır. Bu teşkilat bütün keten eken bölgelere uygulanırsa memleket için en faydalı bir iş olacaktır.

Keten sanayi Kandıra havalisinde kurulacak

Dört beş yıldan beri önemini gittikçe artıran keten ürününün ağırlık merkezini Kandıra oluşturmaktadır. İki ay önce kurulduğu bildirdiğim Keten Islah İstasyonu Kandıra’da yeni ve ümitli yollar açmıştır. İncelenecek olursa dikkat çekici yönleri bulunan keten mahsulü, hali hazır eski mal tarzlarıyla yapılmakta ve b undan dolayı randıman asgari seviyeye düşmemektedir. Gaipler köyünde yeni tesisi edilen Islah İstasyonu memlekette keten ziraatının ve katan sanayinin müjdecisi olmakla beraber imar araçlarının ilkel oluşu ve köylünün bu konuda bilgisiz bulunuşu, bu maddeden gerçek şekilde istifade temin edilememesine neden olmaktadır. Keten Islah İstasyonu Gaipler köyünde uygun bir mahalde kurulmuş ve faaliyete başlamıştır. İstasyonda keten çeşitlerine ait bilumum tohumlar ıslah olunacak ve köylüye ücretsiz tohum verilecektir. Ziraat vekâletinin hâlihazırda keten ıslah istasyonu kurması üreticinin şimdiden yüzünü güldürmüştür.
Tutulan istatistiklere göre geçen yıl vilayetin keten üretimi 3,550 ton keten lifi, 3,826 ton keten tohumudur. Ve bu miktardan kazamıza isabet eden miktar şudur, 2,900 ton keten lifi, 3,500 ton keten tohumu üretilmiştir.

Keten üreten köylerimizde bezcilik çok faydalı olacaktır

Köylümüz kalkınması için kendi üretiminden istifade edilmesi hayvanlarının ıslahı, tarlaların artırması ve elde ettiği ürünü gerektiği seviyeye çıkarılması ile olacaktır. Bunun için bugün vilayetimizde keten eken köylülerin genel durumlarını bilmek ve ona göre köylünün kalkınmasına çalışmak gereklidir. Vilayetimizde keten keten üreten köylülerin %75’i kendi çıkardığı ürün ile geçinemez. Bunu en fakir kısmı Kandıra kazasıdır. Çünkü bu kaza halkı ilim ve maariften mahrumdur.
Bugün bile 40-50 bin nüfuslu bir kaza olduğu halde kaç tane İlkokulu var? . Ve faaliyette olanları da yakın zamanda açılmıştır. İkide bu kazanın tavuğundan, yumurtasından, keteninden, odunundan bahsediliyor. Bunları üreten köylünün müreffeh bir hayat geçirdiğini anlayanlar ve anlatanlar vardır. Kandıra kazasının köylerinin zenginliğinden bahsedenleri işittikçe, köylünün iç yüzünü bildiğimiz için incelemeye koyuluyor ve hiçbir fazlalık olmadığına kanaatimiz artmaktadır. Köylümüz çok çalışmaktadır. Fakat bunun karşılığını tarlasından alamamaktadır. Bunu en büyük sebebi bilgisizliktir.
Bundan ötürü geçen sayımızda keten bölgelerinde köylülerin üretimini yazacağız demiştik. Bu bölge yalnız şu veya bu semt köyleri halkını ayırt etmeksizin yazacaksak da en zayıf noktası Kandıra kazası köylüleridir.
Örneğin bir çift öküzü olan 12 ila 15 buğday eker. Bundan ortalama bir hesapla 30-40 kile bir buğday alır.
Arpa, yulaf, kaplıca, mısır ve darı da ekerse bunlarında yekûnu önemli bir şey tutmaz. İki çift öküzü olanlar 60 ila 100 kilo arasında ürün elde ederler. Yukarıda dediğim gibi %75’i kendi üretimi ile geçinemezler. Bu fakir olan köylülerin kümes hayvanları da fazla olamaz. Ve fazla besleyemedikleri için tutamazlar, piliç olarak satarlar.
Açıkladığım gibi köylü çıkardığı hububat ürünleriyle yiyeceklerini bir yıllık temin edemeyince harice ya da bizzat bedenen ve yahut hayvanı ile arabası ile çalışmaya gider. Bu halkın büyük bir kısmı odunculukla meşgul olur. Bu odunların çekişini 25 ile 30 kuruş gibi az bir bedel sattıkları için ihtiyaçlarını temin edemezler.
Kümes hayvanlarından ve yumurtadan aldığı para ise evinin tuz vesaireye de yine hububat ürününden nalbant, demirci, kömürcü vesaireye de yine hububat mahsulünden bedeli karşılığında verir. Keten tohumu ve elyafı da ayakkabı vesaire gibi şeylere sarf eder. Bu suretle bütün hayatları bir darlık zaruret içindedir. Bundan ötürü İzmit ve civarında bütün işçiler Kandıra kazası halkıdır.
Keten bölgesinde yaşayan halkın kadınları çok çalışır. İç çamaşırları ve giydikleri elbiselerin tamamen bu kadınlar dokumakta olduğu gibi dikişlerini de kendileri dikerler. Böyle olduğu halde idarelerini güçlükle temin ederler. Şimdiye kadar ketenden satmak için dokudukları bezler yukarıda arz ettiğim zorunlu ihtiyaçlara karşılık olmak içindir. Bu dokudukları dar bezler yılda çift 20 arşından 40-50 arşına kadar ki kadınlar bununla bir yıl meşgul olurlar. Bunun bedeli ise 5 ile 10 lira tutmaktadır. Çift arşın iki arşın, bir arşın sayılır yani 140 cm gelir. Teşebbüs edildiği gibi 70 cm enindeki bezler 80 kuruşa satıldığında köylü keten bezini en karlı bir iş görecek, iki üç yıl zarfında her türlü ihtiyaçlarını temin ederek müreffeh bir hayat geçirecektir. İşte köylümüz Cumhuriyetin feyizlerini bu suretle görecek, hem millet hem devlet maksadına ermiş olacaktır.
Keten köyünde keten âlemi…
İzmit’ten Kandıra’ya düz bir yol uzanıyor. Ve kaptıkaçtıcılar 40 küsür kilometrelik yolu sudan ucuz bir fiyata 40 kuruşa götürüyor. Biraz sonra kendimizi küçük bir yolda bulduk:
“-Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz!”
Diye bizi karşılardılar. Köylüler etrafımıza çevirmişlerdi.
Türkiye’de keten üretim merkezinde, keten diyarında bulunuyorduk. Bu kâh sararıp, kâh yeşillenen yamaçlar ketenlerle kaplıydı. Bütün köylüler baştanbaşa keten çamaşır ve keten elbise giymişlerdi. Artık günün mevzusu ketendi. Köylülerle birliktem hep ketenden bahsediyorduk. Biz önce keten dedikçe köylülerden bir ikisi bıyık altından güldüler. Neye gülüyorsunuz? Ddedik. İçlerinden biri atıldı.
“-Bizde ona çalıyırtan derler.”Dedi.
Merakla sorduk:
“-Niçin çalıyırtan diyorsunuz?”
“-Her kumaşı yırtan çalıyı bile yırtar da ondan. O kadar sağlamdır.”
Bir keten reklamı için herhalde bu isimden daha güzel bir tabir bulunamazdı. Türk köylüsünün buluş kabiliyeti burada da kendisini göstermişti.
Önümüze demet demet keten lifleri yığdılar.
“-Bunlar dövülecek, sonra aklanacak ve sonra tezgâha konulacak ve daha sonrada bez olacak dediler.”Dediler.
Tezgâhların başına gittik. İhtiyar bir kadın masura sarıyordu. Bu ilkel, geri bir aletti. Eni gayet dar, mekik atması zor,  bir taraftan işlemesi pek güç. Günde, ancak 2-3 metre dokuyormuş. Müjdeyi verdik:
“-Hükümet ketene çok önem veriyor.”
Dedik.
“-Bu tezgâhların şekli değişecek. Daha çok verimli ve kabiliyetli olacak. Bezlerin eni 70 cm olacak.”
Keyifli keyifli güldüler. Mehmet Emmi bir köylü cigarası uzattı:
“-Güzel emme para da edecekmi?”
Vilayetin köy kalkınmasına verdiği önemi anlattık. Arifiye’deki Eğitmenler kursundan, Tohum Islah İstasyon’undan, Elma Fidanlığı’ndan, Usta Bahçıvan kursundan, Ziraat ve Sıtma mücadeleleriden örnekler getirdik.
Bizi derin bir hayranlık içinde dinlediler ve cumhuriyete dualar ettiler.
Köylümüze el tezgâhları dağıtılmasına başlanıyor
Köylümüzün kendi giyim eşyasını yapabilmesini temin etmek amacıyla iktisat vekâleti tarafından 3.800 el tezgâhı ve aynı miktarda çıkrık yaptırılmıştır. Vekâlet bu el tezgâhı ve çıkrıklarını dağıtmaya başlayacaktır.
Kandıra’da dokumacılık kursu açıldı, köylüye 40 dokuma tezgâhı dağıtılacak
Hükümetimiz Türkiye’nin keten üretim merkezi olan kazamızda ketenciliğin ıslah ve ihyasına büyük bir önem vermekte ve bu sanat şubesini ilkel vaziyetten kurtarmaya çalışmaktadır. Bu cümleden olarak hükümet kasabamıza iki dokuma ustası göndermiş ve burada dokumacılık kursu açmıştır. Kursa Kandıra’nın yüzlerce kadın ve erkeği iştirak etmişlerdir. Kursun açılış töreninde genç kaymakam vekilimiz vilayet maiyet memurlarından Turgut’da bulunmuştur. Kursu iyi derecede bitiren 40 bayana birer dokuma tezgâhı hediye edilecektir. Kandıra’da kursa iştirak eden bayanlar şenlik yapmaktadır.

Kandıra’da dokumacılık kursu
Birinci devre kursumuz tamamen iki ay evvel sona ermiş ve tezgâh alan öğrencilerde bugün kendilerini bir dokumacı olarak evlerinde, hükümetin bedava olarak hediye ettiği tezgâhlarda çalışmakta ve ilk tezgâhla beraber aldıkları ikişer paket ipliği işlemişler ve gelecek ipliği beklemekte ve gözleri yoldadır.
İkinci devrede sona ermiş bu defa da tezgâhlarını alanlar tezgâhla beraber verilen ikişer paket ipliklerle çeşit çeşit desenli dokuma yapmak üzere hazırlanmakta ve sevinçle yol gözlemektedirler.
Üçüncü devrede 23 Nisan 1941 çocuk bayramı dolayısıyla, bir tezgâh öküz arabasının üzerine konulmuş ve araba yürürken küçük kızlar dokumaya başlamışlar ve işledikleri dokumaları köy çeyizi gibi arabayı donatmışlardır. Bu milli şekildeki gösteri bütün alaya iştirak eden şehirli ve bilhassa köy halkında çok az intibalar uyandırmış olsa gerektir ki, üçüncü devremize yüzlerce köylü hücum etmiş ve kursumuz bitmiş olduğu halde üçüncü devreyi aşmamız tamamıyla halkın ve özellikle köylünün arzusunun yerine getirilmesi mevzu olmuştur. Onun içindir ki bu defa ki kursun öğrencilerini yalnız merkeze bağlı köyler oluşturmaktadır. Vilayet yüksek makamı da bu hevesli köylülerin arzularını yerine getirmekte, kursumuza geniş yetkiler vererek talimatlar vermiştir. Birinci ve ikinci devre çıkan öğrencilerin faaliyetlerine dair örnekler, özel olarak vilayet makamına sunulmuş, bundan başka halen yünlü ve ketenli dört ayaklık ve çeşitli şekillerde pamuklu dokuma ve yün pamuk kumaşlar da dokunmaktadır. Bu konuda memleket kendi üretimleri üzerinde durarak temiz keten ıslatmak ve güzel en germek, bükmek usullerini de fazladan olarak kursta görmüş olduğundan gelecekte yazlık elbiselerini, geniş kışlık elbiselerini de yünden, iç gömlek ve çamaşırlarını da pamuktan yaparak kendi ihtiyaçlarını tamamladıktan sonra dışarıya da satış yapabilecek yeteneği şimdiden göstermiş bulunuyorlar. İşin garibi şu ki bu işe hemen hemen yüzde yüz kız çocukları heveslidir. Bu durum ziyaretçilerin dikkatini çekmektedir. Mevcut öğrenciler 14 yaşından 18 yaşına kadar, hatta 12 yaşında bile öğrenci vardır.
Kandıra’da dokumacılık
Kasabamızda açılmış olan dokumacılık kursu sona ermiştir. Bunun ardından Halkevimizde güzel bir dokumacılık sergimiz açılmıştır. Serginin açılışında kaymakamımız,  genç hükümet doktorumuz, belediye reisi, parti ve Halkevi reisleri, güzide kişiler hazır bulunmuştur.
Aynı zamanda kurstan mezun olanlara diplomaları verilmiştir. Dokuma ustası Abdullah güzel nutuk söyleyerek kursta hâsıl olan faydaları ve bunun iktisadi bünyemize vereceği etkileri güzel bir şekilde anlatmış ve mezunlara başarılar dilemiştir. Sergiyi gezen Kandıra halkı burada gördüklerinden çok memnun kalmış ve sergide teşhir edilen kumaşlardan satın almıştır.
Kandıra’da dokunan kumaşlar Suriye ve Mısır’a ihraç ediliyor
Türkiye’de en fazla keten ekilen bölge Kandıra kazasıdır. İzmit körfeziyle Karadeniz arasında uzanan bu tebeşirli arazide en önemli mahsul ketendir. Civar köylerinin bir kısmı keten tohumundan çıkan bezir yağını yer, bu yağ köylüleri vücutça fevkalade güçlendirir.
Köylülerimiz ve halkımız tamamen kendi dokudukları keten bezlerinden elbiseler giyiyorlar. Birçok taraflarda giyilen, dokuma itibarıyla bir parça kaba olmakla beraber gayet dayanıklı ve güzel elbiseler, hep Kandıra keten kumaşından yapılmıştır. İstanbul’da Gandi adıyla yâd edilen ecnebi kumaşlarına karşılık Kandıra keten kumaşları çok rağbet görmektedir. Bu yaz mevsiminde keten kumaşlarımız üstün bir kalitede piyasaya çıkarılmıştır. Hariçten yapılan birçok siparişlerle talep edilen miktarlarda kumaş gönderilmektedir. Kumaşlarımızın başlıca müşterisi Mısır ve Suriye’dir. Çünkü keten kumaşlarımız orijinal ve sağlam olmakla beraber aynı zamanda kendisine has bir zarafet taşımaktadır. Bütün Kandıra köylüleri hariçten elbise giymezler. Kendi dokudukları ketenden imal ettikleri elbiseleri giyerler. Bir takım elbise 6-8 liraya mal olmaktadır. Yazın bunaltıcı sıcaklarda bu elbiseler serin tuttuklarından çok itibar görmektedirler.
Kocaeli’ye 200 dokuma tezgâhı geldi, tezgâhlar ilçelere dağıtılıyor
İktisat Vekâleti tarafından bölgemize gönderilen 200 dokuma tezgâhından 60 tanesi Kandıra’ya, 20 tanesi merkeze, 20 tanesi Gebze’ye, 20 tanesi Karamürsel’e, 20 tanesi Geyve’ye, 20 tanesi Adapazarı’na 10 tanesi Gölcük’e, 10 tanesi Karasu’ya dağıtılmaktadır. Bu tezgâhlardan her yıl gönderilecek ve sonuçta, dokuma tezgâhı olmayan bölge kalmayacaktır. Köy bürosu şefliği tezgâhların sevk ve nakli için büyük bir gayret sarf etmektedir.

KANDIRA TARİHİ ÜZERİNE
Kandıra’da helva sohbetleri
Her memleketin kendine has görenekleri vardır. Bu görenekler ilk bakışta gayet basit gibi görünse de cemiyet hayatında çok büyük rol oynadıkları gerçektir. Çünkü memleketlerin gerek anane ve gerekse örfi üzerinde etki yapacak yegâne etken adetlerine bağlılığı onlara karşı içinde beslediği sadakattir. Geleneklerine bağlı olmayan milletler daima ve daima yıkılmaya mahkûmdur. Şunu açıklamaktan kendimizi alamıyoruz ki gelenekler olsun, örfler olsun şu şartlardır ki, kendilerini takip ve muhafazakârlık şekline bürünüp de memleketin ilerlemesine, milletin gelişmesine engel olacak tarzda nüfuz etmemelidirler.
Milletlerin örf, adet ve geleneği sağlam bir temele dayanırsa o memleketin cemiyet bünyesi kolay kolay yıkılmaz. Milletlerin dimdik ayakta tutan da cemiyetlerin aldığı adet, terbiye ve ananeye bağlıdır.
Kandıra’da duyduğumuz birçok menkıbeler vardır. Bizim de tanık olduğumuz, kulaktan kulağa duyduğumuz, adetlerimizden helva sohbetleri başta gelmektedir.
Bu sohbetler Kandıra’da pek eski devirlere kadar iner. Keten helvası, aynı yaşta kadınlar, erkekler, aynı aileden olanlar, bir araya toplanarak maziden gelen bu adetleri yaşatmaya çalışırlar.
Ülkemizde bu ananelere artık gün geçtikçe önem verilmemektedir. Mamafih bu adetleri ortadan kaldırmak ve silmek pek de kolay değildir. Çünkü anane, örf, adet bir cemiyetin en önemli temel unsurlarıdır. Muhakkak ki ananelerine bağlılıkta ve müstakbel milliyetçilik bakımından tedbirlidir. Onun için gerek kasabalarda ve köylerde, gerekse şehirlerde her mahallin kendine ait  bir takım adetleri, gelenekleri, örfleri olduğundan  bu geleneklerin  bir çoğu, çeşitli  nedenlerin etkisiyle  silinmişse  de bir çoğu da halen yaşamaktadır. Kandıra’da ki keten helva sohbetleri bu nevidendir.
Üç Bey – Uç Bey ( Kandıra Notları )
Önceki yazılarımızda Kandıra’nın çeşitli tarihi değerler taşıyan mevkilerinden ve kasaba isminin ne şekilde anlatıldığından bahsetmiştik.
Bu yazımızda yine Selçuk tarihinin özünü teşkil eden ve Selçukluların istila devrini temsil eden çağlarda Kocaeli ve havalisinin ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu göstermek istiyoruz.
Selçukluların Bizans İmparatorluğu ile temasını temin eden Kocaeli bölgesi Selçuklu beylerinin en fazla dikkatini çeken bir memleket sayılıyordu. Çünkü ilerlemek, arazi genişletmek amaçları yüzünden Bizans imparatorluğu ile komşu bulunuşları muhakkak ki gerek kültür, gerekse anane ve toplumsal bakımdan kaçınılmaz bir şekilde etkileşim içinde olduğunu kabul etmek gerekir.
Kandıra’nın eski tarihine dair hiçbir belge mevcut değildir. Aslında kasabaya aitte tarihlerimiz de bir işaret yoktur. Yalnız ortada istinat ettiğimiz bazı gerçekler vardır ki, işte bunlarla meçhul kalan noktaları aydınlatmak için yararlanılmaktadır. Kandıra’ya iki kilometre mesafede ve Kuzeydoğu yönünde Kışla köyü yanında halk arasında eskiden beri “Üç Bey” adıyla anılan ne yazık ki halende “Üç Bey” denilen mevkiinin asıl ve doğru adı “Uç Beyi”dir. Selçukluların Bizanslılarla yaptıkları kanlı mücadele ve savaşlarda ileri gelen beylerini şehit veren imparatorluk nihayet bunların sayesinde Kocaeli’ne sahip olabilmişlerdir. Bununla birlikte Selçuk saltanatının yayılmasında büyük rolleri görülen Uç Beylerdir. Bu tabir zamanımız askerliğinde geçtiği gibi önemli bir yeri vardır. İncelemelerimiz gösteriyor ki artık bu mahallin adı “Üç Bey” değil, “Uç Beyi” olması gerekir. Halk bu kavramı birbirine karıştırmıştır.
Bu rivayete göre: Güya bu tepede Üç Bey meftun bulunduğundan dolayı Üç Bey deniliyormuş. Fakat bu efsane ve hurafenin ne dereceye kadar doğru olduğunu kestirebilmek kehanet olur. Bizim elimizdeki belgeler ve menkıbeler bu mahallin Uç Beyi olduğunda toplanmaktadır.
Kocaeli vilayetinin tarihi bakımdan çok zengin olduğu bu sütunlarda çeşitli zamanlarda belirtmiştik. Bu gerçeği hiçbir aydın insan inkâr edemez. Kocaeli hakkında yazılmış birçok tarihlerde bilgi mevcuttur. Fakat yıllardan beri ilgili bulunanlar niçin vilayet tarihini meydana getirememişler? Eğer zamanında böyle hayırlı bir teşebbüse girişilmiş olsa öyle zannederiz ki vilayetin bütün kazalarından azami istifade edilebilir ve herkes seve seve elinden gelen yardımı esirgemezdi.
Bu konuyu önemle vilayet büyüklerinde ve aydınlarına arz etmeyi yurt görevi saydığımdan hemen girişimlere geçilmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.

Kandıra’da Seyrek Kaleleri
Kandıra’nın 12 kilometre Kuzeybatı yönünde eski bir iskelesi olan Seyrek mevkii gerçekten incelemeye değer bir köydür. Bu köy sahilde bulunmaktadır. Söylenen çeşitli rivayetlere bakılırsa burası eski çağlarda Kandıra’ya en önemli iskele vazifesini görmekteymiş. Seyrek iki bakımdan önem arz etmektedir.
1-Mevcut tarihi kaleleri
2-Hakkındaki menkıbeler ve efsaneleri
1-Seyrek tarihi itibariyle derin bir ilgi toplamakta haklıdır. Vilayet tarihi aydınlatılırken pek tabi ki Kandıra’nın da tarihini gözden geçirmek isteyen heyet Seyrek tarihini de yakından incelemek gereğini duyacaktır. Seyrek yaptığımız araştırma ve incelemelere göre bir şose ile Kandıra’ya bağlı küçücük bir iskeledir. Fakat bulunduğu mevki ile önemli bir yer tuttuğu kesindir. Bunu da Kandıra ile Seyrek arasında gördüğümüz bazı yol kalıntılarından anlıyoruz. Seyrek’te dikkati çeken ve bütün gidenlerin gözüne çarpan heybetli bir manzara arz eden Seyrek kaleleri görünür. Bu kaleler hakkında yapmış olduğum araştırmalarda şunu tespit ettim. Denizden ve bilhassa Cenevizlilerden gelecek herhangi bir istila hareketine karşı inşa edilmiştir. Bu kalelerin Bizanslılar tarafından Ceneviz deniz akınlarına karşı yapıldığı kuvvetle tahmin edilmektedir. Çünkü Kandıra’nın Bizans İmparatorluk beylerinden biri tarafından idare edildiğini ve beyliğin bir parçası olduğunu önceki yazılarımda bahsetmiştim.
Vilayetimizin hududu dâhilinde gerek Bizans ve gerek Selçuk tarihine ait birçok değerli kalıntılar bulunduğu itiraz kabul etmez bir gerçektir. Çünkü Kandıra ile Seyrek arasında Burhanlı köyünde, birkaç yıl önce toprak altında bir takım sütunlar ve harabelere rastlanılmıştır. Bazen köylüler tarlalarında çiftçi çubuklarıyla çalışırken toprak altından birçok heykel parçaları çıkarırlar. Bilahare kasabaya getirirler. Ve pek tabii olarak değerleri aranmadan bir kenara atılıp veya incelenmeden bir hüküm verilir. İşte bu gerçek belgeler değerleri dahi anlaşılmadan ortadan kaybolur gider. Biz bu yazı serilerini yazmakla yalnız Türk yolu okuyucularını aydınlatmak için değil, asıl gaye olarak bundan sonra çıkacak veya ele geçecek herhangi bir değer taşıyan taş, kitabe, yazı, heykel gibi bütün mevcut eserlerin ilgilileri tarafından toplatılarak memlekete ait bir varlık meydana getirmelerini sağlamak içindir.
Kandıra kadar tarihinde karanlıkları aydınlatılmamış başka bir kasaba yoktur. Türkiye’nin en aydın bir bölgesi sayılan ve kültür kuruluşlarının bulunduğu İstanbul kütüphanelerinde Kandıra hakkında hiçbir kaynak yoktur. İzmit ve daha birçok memleketler için yazılmış eserler vardır. Kandıra hakkında yalnız “Dede Korkut” hikâyelerinde ”Kantura” diye küçük bir isme rastlanmaktadır. Fakat bu ismin Kandıra’ya ait olup olmadığı meçhuldür. Baştan beri yazdığımız yazı silsilesi bir esere dayalı olmayıp mahallinde yaptığımız incelemelerin sonuçlarıdır. Bu konuda en bilgili ve yaşlı insanların düşünce ve fikirlerinden istifade edilmiştir.
2- Seyrek, asırlardan beri hanesi artmayan nüfusu çoğalmayan bir köydür. İsminden anlaşıldığına göre köyün adına nüfusun çoğalma ve hanesinin artış göstermemesi nedeniyle bu isim verilmiştir. Bu fikrin ne dereceye kadar doğru olduğunu ancak zaman ispat edecektir. Fakat Seyrek hakkında efsane ve hurafeleri bir tarafa bırakırsak Seyrek’te halkın neden meskûn olmadığını araştıracak olursak birçok doğal nedenlerin etken bulunduğunu görürüz.
Seyrek’te halkın çoğalmamasının yegâne nedenine köy kenarındaki derenin denize aktığını ve yaz mevsimlerinde derenin suyunun kısmen çekildiğini göstermek mümkündür. Çekilen dere sularıyla dere ağzının kapanması yüzünden yaz mevsiminde adeta bir göl vaziyeti almaktadır. Yazın durgun sular sağlık bakımından bir sıtma kaynağıdır. Bu suretle asırlardan beri bu köy beş haneyi geçmemiştir. Eğer bu derenin yazın denize akması temin edilirse bu basit teşebbüsle çok büyük bir engel ortadan kaldırılacaktır. Bu engelin uygun bir zamandan beri ortadan kaldırılması gerekmektedir. İlgili makamlar bu sorun üzerinde durmalıdır.
Kandıra’da Babadağı
Her memleketin veya mahallin kökeni bir tarih bilgisine dayanır. Vilayetimizin önemli kazalarından biri olan Kandıra’nın da bir takım tarihi gerçekler taşıdığını açıklamak gereğini hissettik.
Bu gerçekler şimdiye kadar hiçbir şahıs tarafından ve aydınların yardımıyla faydalı bir hale koyularak kayda geçirilememiştir. Biz bilhassa “Türk Yolu” nun değerli okuyucularının memleketimizin gizli kalan tarihi değerlerini mümkün olduğu kadar aydınlatmaya çalışacağız.
Babadağı, Kandıra’ya on kilometre mesafede, Kuzeyde eskiden beri halk arasında “Babadağı” adıyla ünlü “Baba tepe” nin çeşitli değerler sakladığı ve tarihin bu civara atfettiği esrar perdesi aydınlatılmakla yırtılmış olacaktır.
Kandıra’da bulunmam dolayısıyla ve tahminen on yıl önce herkesin ziyaret arzusunda bulunduğu  “Baba tepesine”  bende gitmek istedim. Herhalde büyük tesadüf eseri, buraya sayfiyeye gelenler çoktu. Hatta başka yerlerden gelen bir kısım aydın yurttaşlar da mevcuttu. Tepe’de görülen manzara gayet etkiyeliciydi. Dini mabedi camisi ve etrafında eski devirlere ait mezarlar vardı. Bu sırada kafile mabedi ziyarete girdi. Bu incelemeler esnasında caminin içerisinde duvarlardan birinde asılı ve hatırladığıma göre (20×30 cm) büyüklüğünde alelade bir tahta üzerinde mürekkeple yazılmış ve her beyitin sonu Koca Baba kelimeleriyle kafiyelenmiş bir tablo bulunuyor. Tabloyu ziyaretçilerden bilgili bir zat okuyor. Ve şu gerçeği meydana çıkarıyor:
Kocaeli’nin fatihi Akçakoca bu tepede meftundur.370 yıl önce Bağdat defterdarı Merhum Ali Paşa İstanbul’a geçerken Akçakoca’yı ziyaret ederek bu tarihi yazıyı bıraktığı anlaşılmıştır. Çok değerli tablonun mevcudiyetine dair bilgi yoktur. İlgililerin bu vesikayı meydana çıkarmak için lazım gelen gayreti göstereceklerinden eminim.
Kanlıdere-Kandere-Kandıra
Önceki yazımızda tarihi bir değer taşıyan Babadağı’ndan bahsetmiştik. Bu yazımda Kandıra isminin köken itibarıyla incelemesini yapacağız. Bu konuda elimizde hiçbir doküman belge yoktur. Yalnız kuvvetli tahminler, anlatılan menkıbeler gereken bilgiyi verebilmektedirler. Hatırlarda kaldığına göre dört beş yıl önce Kandıra’da ileri gelenler bulundukları mahallin değerlerini hissederek kasabamızın tarihi hakkında küçük incelemeler yaptırmak istemişlerse de küçük bir sonuç bile elde etmenin imkânsız olduğunu görmüşlerdi. Fakat bununla beraber gerçeğe yakın olmayan efsaneler ve menkıbeler ufak tefek fikir silsilelerine sahip olmuşlardır. Gerçeğe yaslanmayan  efsaneler şunlardır. Kandıra Bizanslılar devrinin en önemli vilayetlerinden olup bir prens tarafından idare edilirmiş. Prensliğin merkezi merkezi o zamanlar (Kentre Santral) olan Kandıra imiş. Şimdi Kandıra isminin halk tarafından anlatılan şekilde açıklamasını kaydedelim. Bu açıklamalar yaşlı halk tabakalarından duyulmakla beraber menkıbelerin gerçeğe dayanan kısımları da kuvvetlidir. Çünkü Kandıra Selçuk tarihi ile ilgili bir kasabadır. Bunu da geçen yazımızda Akçakoca’nın Babadağ’ında meftun bulunduğunu açıklayan yazımızla ispat ettik. Çünkü söylenen menkıbelere göre Kandıra’nın kuzeydoğusunda eskiden beri Kanlıdere namıyla bir çay mevuttur. Bu çay Selçuklular zamanında ve kasabanın fethi sıralarında şiddetli savaşların meydana geldiği saha olarak gösterilmektedir. İşte Kanlıdere mevkiindeki savaşlarda insan kanları dere halinde aktığından dolayı kasabanın isminin buradan kaynaklandığı tahmin edilmektedir.
Yalnız Kandıra’da icra ettiğim incelemelerde muhtarlıkların 100-150 yıl önceki mühürlerini incelerken bu mühürlerin hep Kandıra değil Kandere olarak yazıldığını gördüm. Araştırmalarım da bu resmi ve eski mühürler incelemem için bir doküman olmuştur. Bununla Kandıra’nın (Kentre santral) gibi uydurma değil (Kandere-Kanlıdere)  kelimelerinden iştirak ettiğini elimizdeki eski belgeler ve dokümanlar ile ispat etmiş olduk. Kısaca, Kandıra, Kandere, Kanlıdere şeklinde meydana geldiğini söyleyebiliriz.
KAYNAK; Kocaeli tarih ve rehberi (Rıfat yüce) hazırlayan: Atilla oral
Bu kitap derlenen bilgiler, bir zamanlar kocaeli’de yayınlanan türk yolu gazetesi arşivinin araştırılması ve incelenmesi ile elde edildi.
Türk yolu gazetesinin kuruluş tarihi  13 eylül 1925 tir.gazete önce haftalık daha sonraki yıllarda ise günlük olarak tam 37 yıl düzenli olarak yayınlandı.1962 yılında bizim şehir gazetesiyle birleşerek “türk yolu bizim şehir” adıyla 70’li yıllara kadar yayın yaşamını sürdürdü.
Türk yolu’nu kuran ve onu yaşatan, gazetenin sahibi ve başyazarı, kocaeli’nin değerli aydınlarından Rıfat yüce’dir. kocaelide yetişen, tarihçi, şair ve tiyatro yazarı ve daha birçok yetenekli genç, Rıfat yücenin meydana getirdiği türk yolu çatısı altında sesini yıllarca duyurabildi.
Türk yolu, yakın tarihimizde Kocaeli bölgesinde meydana gelen olayları günü gününe izleyen en yakın tanık ve bu güne kadar üzerinde araştırma yapılmamış çok zengin bir kaynak. kocaeli kent belleğinin büyük bir bölümü Türk yolu arşivinde saklıdır. Bu ndenle Kocaeli tarihi ile ilgilenenler için bu kitap vazgeçilmez bir başvuru niteliği taşımaktır.
Rıfat Yüce nin Kocaeli tarih ve rehberi adıyla 1945 yılında İzmit te yayınladığı eser, Türk yolunda yıllarca yazdıklarının küçük bir özetidir. Türk yolu arşivinden seçilen makalelerle karşılaştırma yapılabilmesi için Rıfat yüce nin eseri bu kitabın 1.bölümünde yayınlanmıştır.
Türk yolu’nda Kocaeli üzerine önemli yazı dizileri ve makaleler bulunuyor. Yıllar önce yayınlanan bu yazılar, Kocaeli’nin kültürel, sosyal ve iktisadi tarihinin bilinmeyen yönlerini aydınlatıyor ve karanlıkta kalmış daha birçok olaya ışık tutuyor.
Kocaeli bölgesi Ulusal kurtuluş savaşı kahramanlarının Türk yolu’nda yayınlanan ve yıllarca kapalı kalan anıları ise ilk kez bu kitapta öne çıkmaktadır.